Yorum: Aylin Oflaz – Murakami’nin Kedisi

Bu yoruma ilk olarak yazacağım cümle kedileri çok severim olacaktır. Kedili edebiyatta son zamanlarda dikkatimi çekmekte ve Murakami’nin Kedisi’ni de ilk çıktığı günden beri okuyabilirim kategorisindeydi. Kısmet bugüneymiş ve sonunda okuyabildim. (Sonunda yazıyorum çünkü her ay düzenli olarak kitap alma alışkanlığım olsa da pek çok türü bir arada okumak istemem sebebiyle bir ondan bir bundan derken, okumayı çok istediğim kitaplar bir kaç ay atabiliyor.)

Öncelikle son derece eğlenceli buldum kitabı. İlk andan itibaren beni sayfaların içine çekti yazar ve onunla birlikte Murakami’nin Kedisi’nin gizemi peşinde koştum.

Konusu kısaca; Lal bir gün eşine kızar ve Murakami kitaplarını (kitapları alıp çıkması kalbimden vurdu) evden alarak arkadaşının evine gider. Kapıya gelen bir ilan üzerine Murakami’nin İstanbul’da olduğunu öğrenir ve onu görmek için kaldığı otele gider. Ama yazarın (Murakami’nin) davranışları sonucu ona kızar ve kedisini alıp kaçar. 🙂 Ve olaylar böyle başlar.

Kitaba bakıyorsunuz 141 sayfa. Açıkçası elime ilk aldığımda nasıl olacağı konusunda şüphelerim yok değildi. Ama bu 141 sayfa öyle akıcı yazılmış ki, her sayfada temposu düşmeden ve sıkılmadan çabucak sonunu getirdim. Üstelik bittiğinde “ay çok güzelmiş, eğlenceliymiş” diyerek ortamdaki insanlara da hemen tavsiye ettim. Bir serinin ilk kitabı olması beni sevindirdi. Çünkü devamını mutlaka okuyacağım. Üstelik bu defa tereddütte kalmadan alacağım kitabı.

Fotoğrafımın hikayesini de kısaca yazayım. Uyanıkken bir türlü poz vermeyip türlü yaramazlığı yapan kedimi uyurken bulunca hemen patilerinin altına kitabı yerleştirmeye çalışarak çabucak çekmeye çalıştım. Uykusu çok hafif olan Daisy bir sonraki karede bana “hayırdır” der gibi bakıp başka poz almamı engellese de sonuçta bu kitabın görseline sadece o yakışırdı.

Bu kitapla beraber internetten bir şeyler araştırma gereği de duydum. Anlamlarını yazmayacağım, okuyacak olanlar bilmiyorlarsa kendileri bakarlar zaten. Lotus Sutra, Deleuze Hastalığı vb. birkaç şey daha.

Birkaç alıntı bırakayım sevdiğim:

“…benim dağınıklığım!” konu başlıklı gerginliğin ardından…”
Bu sanırım pek çok evlilikte kadınların erkeklerden duydukları, gördükleri bir davranış biçimi. Kendim için yazayım ben dağınık değilim. Benim evim yaşıyor. Köşede kitabım varsa okuduğum için, örgüm sehpada duruyorsa ördüğüm için. Ben dağınık değilim.

“…bulaşık yıkamaktan nefret ettiğim için dünyanın en kötü eşi ilan edilmemi,…”
Yine benzer konular. Ütü yapmayı sevmiyorsam diye başlayabilirim.

“İntikam alacaksan iki mezar kaz”

“Hayat su gibi akışkandır, en ufak bir esinti, tüm akışın yönünü kaydırabilir.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s