Yorum: Lindsay Ashford – Sırların Rengi

Ben bu kitabı Nemesis Kitap’ın yaz etkinliği olan #tatildenemesiskitap hastagiyle instagramda paylaştığım bir fotoğraf üzerine kazandım. Adresimi vermemle kitabın iki gün sonra elimde olması sürpriz oldu.

Sırların Rengi tarihi gerçek olaylardan yola çıkılarak romanlaştırılmış bir kitap. Tabi kişiler ve olaylar kurgu ama gerçek olan İkinci Dünya Savaşı sırasında yaklaşık 130.000 siyahi Amerikan askerinin İngiltere’ye gönderilmesi ve onların İngiliz kadınlarla olan ilişkilerinden 700 ile 1000 bebeğin doğması. Sırların Rengi (ki yayınevi kitabın özgün adını aynen çevirmiş) bu ilişkilerden doğan siyahi bebeklerle yapılan röportajlardan esinlenerek ve yazarın çocukluğunda şahit olduğu ırkçılıktan etkilenerek yazdığı bir roman. Yazar bu romanı kendi imkanlarıyla bastırmış daha sonra roman Amazon’un En İyi Çıkış Yapan Roman ödülünü almıştır.

Kitap Eva ile başlıyor. Eva İkinci Dünya Savaşı başlangıcında 18 yaşındayken kendi yaşlarında savaşa gitmek üzere olan Eddie ile evleniyor ve yüzünde doğum lekesi olan bir bebeği oluyor. Kocası bebeği görünce bırakıp gidiyor ve kendinden bir daha haber alınamıyor, öldüğü düşünülüyor. Eva 21 yaşında kız kardeşi, annesi ve bebeğiyle yaşarken; erkekleri savaşa gitmiş bir ülkenin kadını olarak demiryolu işçiliği yapmaya başlıyor. Ve Amerikan askerlerini taşıyan trenler geliyor yaşadığı kasabaya. Son vagonlar siyahi askerlere ait. Arkadaşının ısrarıyla gittiği dansta Bill ile tanışıyor ve aşık oluyor. Bill’in siyahi olması, Eva’nın bir türlü evli, çocuklu olduğu gerçeğini söyleyememesi, Eva’nın beklenmeyen hamileliği hayatlarını birden alt üst ediyor ve ayrı düşürüyor Bill ve Eva’yı.

Aslında kitabın konusunu anlatmayı sevmem ama bu kitapta çok sakınca görmedim. Çünkü yayınevinin tanıtım yazısı bize benim yukarıda anlattığım kısmı veriyor. Ayrıca olayların kilit noktalarına değinmedim.

Bill ve Eva’nın Louisa adında bir kızı oluyor. Louisa önceleri bilmiyor siyahi olduğunu. Ama çevrenin ona davranışları, çocuk aklında yavaş yavaş çözümlüyor olayları. Ailesinden insanları zorluyor anlatmaları için. Çocuğa ne söylenir, ne kadar söylenir diye az az anlatılanlardan yalan yanlış sonuçlar çıkarıyor. Hayatı bir eziklik içinde geçiyor. Hep saklamaya çalışıyor kendini, ten rengini. Evleniyor ne renk çocuk doğuracağı ile ilgili kabuslar görüyor. Bu arada Eva ne mi yapıyor, Louisa’ya pek destek olduğunu söylemek zor. Herkesin kendi haklı sebepleri var aslında. O sebepleri okuyunca hak vermemek elde değil.

Eva ve Louisa karakterleri çok güzel anlatılmış. Yaşadıkları, hissettikleri etkileyici bir şekilde anlatılmış. Aslında hoşunuza gitmeyen bir olay bile karakterlerin gözünden baktığınızda başka türlü davranamazdı haline dönüşüyor. Bu yüzden yazar duyguların aktarımında ve olayların kurgusunda ustaca bir iş çıkarmış.

Kitabın erkek karakterlerinden Eddie ve Bill’den, en çok Eddie’yi sevdim. Louisa’ya davranışı keşke böyle insanlardan dünyada daha çok olsa diye düşünmeme sebep oldu.

Kitap İkinci Dünya Savaşı ortalarında başlayıp, 1980’e kadar uzanıyor. Bu arada bizde ırkçılığın zaman içinde insan davranışlarında gelişimini de görüyoruz. Yazar 430 sayfada keskin ayrımlar olmadan zamanı akıtmış. Zaman geçişlerinde hikayeden kopmalar olmuyor.

Eğer bu tarzı seviyorsanız kesinlikle tavsiye edeceğim bir roman. Pişman olmazsınız.

1 Comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s